Yaprak oda takımı örtüleri örnekleri

Örneklerin büyük halini görmek için resimlere tıklayınız

Oda takımının ortasındaki balık sırtı yaprakları sıkiğne olarak hazırlayıp 6 adeti birleştirin.İki yaprak arasına yuvarlak motifleri hazırlayın.Motif aralarına yine sıkiğne yaprakları birleştirilip oda takımını tamamlayın.

Renkli oda takımı örtüsü

Örneğin büyük halini görmek için resimlere tıklayınız

Yeşil, beyaz ve sarı renkte dantel ipliği ile öreceğiniz yuvarlak oda takımına ortadan başlayın. Papatya şeklindeki motifin çevresine yeşil renkte ibikler yaparak 4 sıra dönün. Daha sonra yapraklarla devam edin. Çevresine beyaz motifleri sıralayıp üzerine yeşil kenar örerek bitirin.

Şömen dantel masa örtüsü

Örtüye 60 numara dantel ipliği ile başlayıp orta kısmındaki güllü danteli yapın Çevresine pete kısmını yaptıktan sonra kenar kısmına geçin. Kenar uzantılarını her dilimi ayrı ayrı yaparak sıralayın.Etrafına zincir üstü sıkiğne yapın

Sansüre tepki gösterdi

Devlet Bakanı Mehmet Aydın, TÜBİTAK’ın Bilim ve Teknik Dergisi’nin bu ayki kapağında değişiklik yapılmasına ilişkin olarak, ”TÜBİTAK, bilimin önündeki bütün kapıları açmak için vardır, bilime sansür koymak için değil” dedi.

Bakan Aydın, ”Ege Bölgesi TÜBİTAK Ar-Ge Günü” toplantısında gazetecilerin, TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi’nin kapağının değiştirilmesine ilişkin sorularını yanıtladı.

Konu hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmadığını dile getiren Aydın, yetkililerden aldığı bilgileri gazetecilerle paylaştı.

Bakan Aydın, bilime ambargo ve sansür koymanın, ”Darwin’e sansür koymanın” akla gelecek bir şey olmadığını, Darwin’in kitaplarının zaten bütün kütüphanelerde bulunduğunu anlatarak, şunları söyledi:

”Darwin’i bu ülkede, ilme, bilime, evrime, özellikle türlerin kaynağına meraklı olup da bilmeyen insan yok. Bu kadar tanınan bir kaynağa, bilim adamına sansür koyamazsınız. Öyle bir şey olmaz. Zaten TÜBİTAK’ın görevi de bu değildir, işi de bu değildir. Tam tersine bilime, ne kadar kendisi yanlış yapmış olursa olsun hizmet eden kim varsa, bilim adamı sıfatını almaya hak kazanmışsa, onun görüşlerinin anlatılmasıdır.”

Konuyla ilgili olarak basını eleştirmek istemediğini ifade eden Bakan Aydın, ”Bir gazetenin başlığını gördüm, bir gazetede de onunla ilgili yazı gördüm. Ama anlamını hissettim öyle diyeyim…” diye konuştu.

Bakan Aydın, bu durumdan kimsenin bir ideoloji okumaya kalkmaması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

”Türkiye’de artık bilim belli bir noktaya gelmiştir. Bu bilimi ideolojik açıdan ele almak veya bilimi dini açıdan ele almak, kimsenin bir amacı olamaz. Bilim bilimdir, inanç inançtır. Bunlar kendi kulvarlarında yürüdükleri sürece zaten birbirlerine yararlı olurlar. O yönüyle oradan eğer olumsuzluk çıkarmak isteyenler varsa, oradan bir politika üretmek isteyenler varsa, bence bir şey çıkmaz. Boşuna yorulmasınlar.”

”KARAR VERME MEKANİZMASINDA USULE UYMAMA VAR”

Aydın, bir derginin, bir gazetenin çıkarılmasında belli bir hiyerarşi olduğunu, özerk bir kurum olan TÜBİTAK’taki bütün işlerin ilgili bilim kurulları aracılığıyla yapıldığını anlattı.

TÜBİTAK’a kendisi dahil, dışarıdan hiç kimsenin müdahale edemeyeceğini kaydeden Aydın, şunları kaydetti:

”Çünkü bu siyasetle ilgili bir karar değildir, bu bilimsel bir karardır. Dolayısıyla o süreçlerden geçmeyen bir durumla karşı karşıyayız. Yani normal bilim kurulları karar vermişler, Darwin’le ilgili olsun, Darwin’in resmi başta olsun ve Darwin’le ilgili özel yazılar olsun gibi bir süreçten geçmemiş bu. Dolayısıyla evvela orada bir yetki çatışması var, bir karar verme mekanizmasında usule uymama gibi bir durum var. İçinde değildim, zaten olamam da. Benim işim de değil. Bana verilen bilgi bu.”

Dergiyi bugün gördüğünü, 14. ve 15. sayfalarda Darwin’in bütün kitaplarıyla ilgili tanıtım yazıları olduğunu belirten Bakan Aydın, ”Sansür olsaydı öncelikle o yazılar olmazdı. Şuna inanıyorum, TÜBİTAK bilimin önündeki bütün kapıları açmak için vardır, bilime sansür koymak için değil. Marx da olur, Darwin de olur… Bilimde hata yapmak, doğru yapmak kadar normaldir” dedi.

Darwin’in ortaya attığı bir teoriye ambargo koymanın, TÜBİTAK’ın aklının köşesinden geçmeyeceğini belirten Aydın, ”Türlerin seçimiyle, insan soyuyla ilgili o bilgileri pek çoğumuz zaten yolda yürürken bazen doğru, bazen yanlış öğrenmiş oluyoruz. Dolayısıyla benim o tarafa çekilecek bir yorumu haklı görmem mümkün değil” diye konuştu.

Bakan Aydın, teknik eksikliklerle ilgili neler olduğunun gelecek günlerde netleşeceğini, derginin genel yayın yönetmeninin görevden alınmadığını kaydederek şöyle devam etti:

”Ben de sizin gibi bilmediğim için arkadaşın gözünün içine bakıyorum. ‘Öyle bir şey yok’ diyor. Ama değişmiş olsa bile, yani diyelim ki bir amir-memur ilişkisi, iş beraber yürütülememiş, sizde o kadar olur ki… Orası da nihayet bir yayındır.”

Nihat doğanın sözlerine sert tepki

CHP Siirt İl Başkanı Şakir Sula, şarkıcı Nihat Doğan’ın yerel bir televizyon kanalında (Şerefiniz varsa AKP’ye oy vereceksiniz) dediğini ifade ederek, “Siirt halkı böyle şerefsiz insanlardan şerefi sormaz. Nihat Doğan çok şerefliyse gitsin İstanbul’daki şerefini temizlesin” açıklamasında bulundu.

Mehmet Yücel DURAK / SİİRT (AJANS HABERTÜRK)

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle Siirt’te konser veren Nihat Doğan’ın konser sonrası yerel bir televizyon kanalındaki açıklamaları büyük yankı uyandırdı. CHP Siirt İl Başkanı Şakir Sula, “Nihat Doğan çok şerefliyse gitsin şerefini temizlesin” dedi.

Nihat Doğan’ın açıklamalarını şık olmadığını belirten, CHP’li Sula, “Ben bir il başkanı olarak değil, bir vatandaş olarak bu konuda çok rahatsız oldum. Nihat Doğan, Kadınlar Günü ile ilgili bir konser vermeye gelmiş. Biz bununla gurur duyuyoruz. Ama bir siyasi partinin sözcüsü gibi Siirt halkına AKP’nin seçimi sizin ‘şerefiniz ve namusunuzdur’ diye bu kelimeyi kullanması özellikle Nihat Doğan gibi insanları değil, onu yöneteni de, buraya getirenleri de aşar. Siirt halkı çok şerefli ve gururlu bir halktır. Her zaman da bunu ispat etmiştir. Yani tüm seçimlerde Siirt halkı aldığı kararlarla kimsenin gözyaşına bakmadan oylarını kullanmıştır” dedi.

Şakir Sula, “Bir tane sanatçı gelecek, Siirt halkına (Şerefiniz varsa AKP’ye vereceksiniz) diyecekse, Siirt halkı böyle şerefsiz insanlardan şerefi sormaz. Çok şerefliyse gitsin İstanbul’daki şerefini temizlesin, öyle gelsin Siirt halkına şeref versin. Nihat Doğan madem ki Siirt halkını bu kadar seviyorsa, o toplantıda neden sormadı Siirt Belediye Başkanı Mervan Gül nerdeydi. Niye onu sormadı? Onun için kimse Siirt seçimini şeref, namus ve haysiyet diye halkımızın önüne koymasın. Halkımız çok şerefli bir şekilde oyunu kullanacak” şeklinde konuştu.

Dahada davosa gelmem one minute

 Mart Tezkeresi’nin tartışıldığı dönemde bildiğiniz kişiler KORO halinde ‘tezkere çıkmazsa ABD bizi perişan’ eder diyordu.
Ben ise ‘perişan olacak olan ABD’dir Türkiye büyük bir ülkedir’ dediğimde o KORO’nun önemli bayan üyesi ‘Senin tuzun kuru, olan Türkiye’ye olacak’ diyerek tezkerenin mutlaka çıkması gerektiğini ısrarla savunuyordu.
Sonra Amerikalılar 4 Temmuz 2003′te Süleymaniye’de Türk askerlerinin kafasına çuval geçirince bu KORO elemanları sanki askerler Türk değilmiş gibi ‘işte bakın Amerika bizi perişan etti’ diyerek seviniyordu.
22 Mart 2004′te Hamas lideri Şeyh Ahmet Yasin cami çıkışında öldürüldüğünde Başbakan Erdoğan İsrail’i terör devleti olarak nitelendirmişti. Aynı KORO ‘şimdi İsrail ve ABD’deki Yahudi lobisi bizi mahvedecek’ dedi.
Ben ise Türkiye’nin büyük bir devlet olduğunu, ‘ABD, İsrail ve Yahudi lobileri  Türkiye’ye dokunamaz bile’ diyordum.
KORO’nun bu kez çok önemli olan bir elemanı ‘Suriyeli gazeteci Başbakan Erdoğan’a telkinlerde bulunarak ABD ve İsrail karşıtı politikalar izlemesini sağlıyor. Türkiye bunun bedelini ağır ödeyecek’ mealinde yazılar yazdı.
Felluce katliamı ve Ebu Garib işkence görüntüleri yayınlandığında da Başbakan  Erdoğan Amerika’yı Irak halkına yönelik katliam yapmakla suçladı. Yine aynı KORO ‘İşte şimdi hapı yuttuk. Amerikalılar PKK’yı da kullanarak Türkiye’yi cezalandıracak’ türünden yazılar yazıp yorumlar yaptı.
Sonra Hamas lideri Halit Meşal Ankara’ya geldi.
Aynı KORO kıyameti kopardı. Hep beraber hükümete saldırırken aynı zamanda ‘ABD, İsrail ve Yahudi lobileri Türkiye’nin sonunu getirecek ve Erdoğan’ın telefonuna Beyaz Saray’da artık hiç kimse çıkmaz’ diye bar bar bağırıyordu.
Ben ise inandığım aynı şeyleri tekrarlıyor ve ‘Türk devleti ve milleti büyüktür ve asla ABD, İsrail ve Yahudi lobilerinin şantaj ve tehidtlerine boyun eğmez ve eğmeyecektir. Türkiye değil onlar kaybedecektir” diyordum.
Bu söylemime kızan o KORO’nun önemli bir elemanı beni kastedip ‘Ne idüğü belirsiz zat’ diyerek kendince bana hakaret etmeye kalkıştı.
Kendisine yanıt vermeye bile değer bulmazken ‘Türklüğünüzden utanmayın ve merak etmeyin  ABD, İsrail ve onların Avrupa’daki yandaşları er ya da geç Türkiye’nin ayağına kadar geleceklerdir’ diyordum.
KORO’nun önemli başka bir elemanı, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’e   ‘Hüsnü Mahalli Türkiye’nin dış politikasında ne kadar etkili’ diye soracak kadar ilginçleşiyordu.
Oysa 2006-2008 döneminde ABD, İsrail ve Avrupa ülkelerinin hemen hemen tüm liderleri tıpış tıpış Türkiye’ye geldi.
Sonra da Davos olayı oldu.
Aynı KORO yeni katılımlarla hep beraber ve aynı söylem ve uydurma gerekçelerle Başbakan Erdoğan’a saldırmaya başladı.
Ben ise Başbakan’ın doğru yaptığını söylüyor ve yakında herkesin bunu göreceğini savunuyordum.
Bu KORO’nun Prof. olan bir elemanı ‘Türkiye’yi savunmak Hüsnü Mahalli’ye kalmadı’ diyecek kadar hırçınlaşmıştı. 
KORO’ya yeni katılan ve hevesli olan biri televizyon televizyon dolaşarak ve kendi köşesini kullanarak Türkiye’nin artık bundan böyle hiçbir kurtuluşunun olmadığını, Yahudi lobilerinin Ermeni soykırım iddialarına karşı çıkmayacağını ve ABD’nin Türkiye’yi Kıbrıs’ta sıkıştıracağını ballandıra ballandıra anlatıyordu. Bu zat kendi öngörüsüne kanıt olarak ABD’nin Ortadoğu temsilcisi George Mitchell’in Türkiye’ye gelmemesini gösteriyordu.
Ancak Mitchel iki hafta sonra Ankara’ya geldiğinde bu zat sesini çıkarmadı. Çünkü yalan söylemişti ya da söylettirilmişti. Oysa ona o yalanı söylettirenler Hillary Clinton’ın da geleceğini biliyordu.
Ama bu zat ve KORO’nun diğer elemanları için esas sürpriz Obama’nın Türkiye’ye geleceğini açıklamasıdır.
Hep beraber şoke olmuşlardı.
Çünkü onlara göre ABD ve ABD’deki İsrail yanlısı Yahudi lobileri Türkiye’yi perişan edecekti. 
Belki de onların istediği buydu.
Ama bir kez daha onlar yanılmıştı.
Çünkü Obama Türkiye’ye gelmekle kalmıyor, laik ve demokratik Türkiye’yi yalnız bölgede değil aynı zamanda dünya lideri bir ülke olarak görmektedir.
Üstelik Obama, Kıbrıs’ta, Irak’ta, Filistin’de, Afganistan’da, Suriye’de ve Ermeni soykırım konusunda Türkiye gibi düşünmektedir.
Daha açık bir ifade ile o KORO’nun papağan gibi hep tekrarladığı ‘ABD, İsrail ve Yahudi lobiler Türkiye’yi perişan edecek’ söylemi doğru çıkmadı. Çok olmamakla birlikte ABD, İsrail, Yahudi lobiler ve Avrupa’daki yandaşları Türkiye’nin ayağına kadar geldiler ve geleceklerdir.
Çünkü Türkiye doğru yoldaydı ve bu yoldan sapmadığı sürece daha çok şeyler kazanacaktır.
Bir imaj düzeltme çabası değilse Obama, Suriye ve İran ile diyalog kuruyor, Filistin devleti olmadan Ortadoğu’da barış olmaz diyor, Kıbrıs’ta izolasyonların kalkmasını savunuyor ve Afganistan’da Taliban ile masaya oturmaya hazırlanıyor.
Son anda bu inançlarından vageçmez ve Neo-Con’cuların kuşatmasından kurtulursa Başkan Obama tüm bunları yapmaya hazırlanırken güveneceği ve birlikte çalışacağı ülkenin Türkiye olacağının işaretini verdi.
Umarım o KORO’nun elemanları olup bitenlerden ders alarak aşağılık kompleksinden kurtulur ve bir kez olsun Türk halkına doğruları söyler.
Tabii şimdiye kadar söyledikleri tüm yalanlardan dolayı özür diledikten sonra.

Bir karar verinde sikişelim

DAYARBAKIR’ın Ziya Gökalp Lisesi öğrencileri bir merdiven altı bulup namaz kılmışlar diye Radikal gazetesine ‘haber’ olmuşlar.(10.03.2009) Okul müdürü Salih Tunç ise, burası eğitim yuvası.Okulda namaz kılınması mümkün mü? ‘ diyerekten hadiseyi reddetmiş, bunu yaparken de merdiven altında namaz kılmayı, merdiven altında esrar çekmekle eşdeğer bulan, ikisini de aynı derecede skandal sayan zihniyetin kodlarını teyit etmiş.

Bana sorarsanız, çoğunluğu müslüman olan bir ülkede birkaç kişinin çıkıp beş vakit namaz kılmayı emretmiş bir dinin gereğini yapması haber filan değildir. (Bunu yaparken işlerini ya da ders saatlerini aksatmıyorlarsa, öğretmenlerin namaz kılın şeklinde bir baskısı yoksa). Bilakis, ‘Namaz da ne, bu kelimeyi ilk kez duyuyorum, zinhar haberim yok’ diyenin durumu haberdir. Ona bu takiyeyi yaptıran sistemin, kişileri ikiyüzlü davranmaya icbar eden yapının dayatmacı tutumudur haber analiz konusu olacak mesele.

27 Temmuz’dan beri devam eden AK Parti karşıtlığı, bu karşıtlığına temel bulabilmenin argümanlarını ‘laiklik’ten devşiriyor. Argümana
daraldığında da, bu ülkede kendisine muhafazakar/dindar diyenlerin ‘samimiyetini’ sorgulamayı görev ediniyor. Başörtüsünü kadını çağdışılaştırmanın, feodal ilişkilere bağımlı kılmanın; zorla evlendirilmenin, karanlık ve mutsuz bir hayatın sembolü olarak takdim etmeye çalıBanlar, ‘ama bak, sevgilisi var’ deyince ‘vaay terbiyesiz, hem başını örtüyor hem erkeklerle fingirdiyor’ diyerek babaannem dönemini ortalayan tepkiler verebiliyorlar.
 
Muhafazakar kesim üzerinden çalınan ‘laikliğe tehdit’ çanları sustuğu an, ‘hayat tarzı’ oratoryosu başlıyor , ‘İmam Hatip’liler flört etmiyor, bara gitmiyor, normal değiller, ayyy sıkıcılar’… Cevabın ‘yoo, bazen bizim aramızdan da flört edenler çıkıyor, iyi yemeyi, iyi gezmeyi, hayatı dolu dolu yaşamayı isteyenler oluyor’ olması ihtimalinde de Bu karşı atak geliyor: ‘Ne biçim dindarlıkmış o?!’ Ağızdaki bakla büklüm büklüm dışarı fırlıyor sonra:

Doğru dürüst dindar da olamadığınıza göre, demek ki samimi de değilsiniz. Ondan sonra gelsin ‘Bu adamların tek takıntısı siyasi sembol üretmek, bu adamların tek niyeti rejimi değiştirmek!’.

Ve rejim elden gidiyor, Laiklik tehdit altında çanları yeniden çalmaya başlıyor. Alın size kısır döngü.

İKİ İTHAM ARASINDA

Sizi bilmem ama benim başım şişti. ‘Bu adamların siyasi görüşlerini de dini görüşlerini de hayat tarzlarını da her halükarda yıpratacağız’ kararı vermiş olan medyatik taarruzun insaniyet namına bir karar vermesi gerekiyor artık. ‘Bu adamları’ laikliğe karşı olduklarını varsaydığınız için mi yıpratacaksınız, yeterince dindar olmadıkları için mi? İlk ihtimal neyse de, ikincisi için demezler mi: ‘Size ne?’

Demezler mi ‘Başımıza Cübbeli Ahmet mi kesildin?’

Demezler mi ‘Ülkede demokrasi var arkadaş, son kertede din de benim günah da benim, git işine!’

Demezler mi ‘Dinime dahleden bari müselman olsa!’

İktidardaki partiyi ezmek için ona oy veren kitleyi hırpalama, önde gelenlerine baskı yapma ve onu kendi dini pratikleri ile yüz yüze
getirip samimiyetsizliğini ‘tespit ve teşhis etme’ gayretkeşliği, pür-laik toplum ütopyasına koşarken, eldeki laiklikten olmaya götürür, endişemiz odur.

*

Ak Parti’nin tarzı siyasetinden endişe edenler, kamusal alanı oluşturan bireylerin din ve inanç özgürlüğünün anayasa tarafından güvence altına alınmış olduğunu artık anlamalılar. Rejimi korumanın yolu namaz kılan liseliler, olmadı bankta öpüşen başörtülüler, muska dağıtan imamlar, olmadı İslamcı yazara cinsel taciz ithamı gibi bir uçtan bir uca savrulan vak’alardan medet ummak olmamalı.Bu rejim o kadar düşmedi.

İktidarda oluşlarını bir kültür inkılabına vesile kılmaya çalışanlar ise, milletin içkisiyle filan uğraşacaklarına ‘Haydarpaşa Manhattan’, ‘Haydarpaşa Venedik’ gibi projelerin hangi akla, hangi kültüre hizmet olduğunu sorgulamalılar ve ‘Neyi muhafaza ediyoruz?’ sorusunu kendilerine daha sık sormalılar.

Jartiyerli tugçe kazaz hemşire

Bir iç giyim defilesinde hemşire kostümü ile podyuma çıkan Tuğçe Kazaz, başta hemşireler olmak üzere sağlık çalışanlarını kızdırdı. Türk Sağlık-Sen, böyle defilelerde hemşire kıyafetlerinin kullanılmasının hemşireleri rencide ettiğini savunarak, defileyi düzenleyenler hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını bildirdi.
Türk Sağlık-Sen Başkanı Önder Kahveci yaptığı açıklamada, iç giyim defilesinde hemşire kostümü kullanılmasına sert tepki gösterdi.

-HEMŞİRELER RAHATSIZLIKLARINI DİLE GETİRİYOR-

Kahveci, gündeme gelmek, yaptığı işleri duyurmak ya da adından söz ettirmek isteyen herkesin doktor, hemşire gibi sağlık çalışanlarını rencide edecek tavırlar sergilediğini ifade ederek, “Hemşirelik mesleğinin böyle bir defilede bir manken tarafından çirkin bir amaç için kullanılması onları rencide etmiştir. Dünden beri hemşireler bizlere mail atarak, telefonla arayarak duydukları rahatsızlıkları dile getiriyorlar” dedi.
Başta hemşireler olmak üzere sağlık çalışanları üzerinden, prim yapmaya çalışıldığını belirten Başkan Kahveci “Artık sağlık çalışanları üzerinden prim yapmaya, adınızı duyurmaya, sağlıkçıları, hemşireleri magazin malzemesi haline getirmeye çalışmayın” diye konuştu. İç giyim defilesinde kostüm olarak hemşire kıyafeti kullanmanın hastalıklı bir ruh haline işaret ettiğini belirten Kahveci şunları söyledi:
“Hemşirelerimiz zor şartlar altında insanlara şifa dağıtmak için çaba sarf eden insanlardır. Onların kıyafetlerini bu tür işlerde kullanmak hastalıklı bir ruh halinin göstergesi olduğu gibi ne hemşirelerin ne de bu toplumun kabul edeceği bir davranış değildir. Çirkin ve yakışıksız bir durum olmuştur. Mankenler bu tür defilelerde hemşire kıyafetleri giymemelidirler.”

“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”

Türk Sağlık-Sen Başkanı Önder Kahveci kimsenin hemşireleri rencide etmeye hakkı olmadığını kaydederek, “Hemşireleri rencide eden defileyle ilgili olarak suç duyurusunda bulunacağız. Hemşirelerimizi kendi çıkarları için üzen ve rencide edenler hukuk karşısına çıkarak bunun hesabını vermelidirler” dedi.

Harika avcı kendisinden 20 yaş küçük biriyle evli

Geçtiğimiz günlerde kendisinden 20 yaş küçük olan menajer İbrahim Öztürk ile evlenen Harika Avcı’nın başı, tırnaklarıyla dertte!

Günaydın’da yer alan habere göre, yaklaşık beş yıldır sürekli takma tırnak kullanan şarkıcının, gerçek tırnakları hava almadığı için çürüme noktasına gelmiş.

TEDAVİ GÖRÜYOR!

Doktorların ‘Acil müdahale etmeniz gerekiyor. Yoksa tırnaklarınızı kaybedersiniz’ uyarısından sonra tedavi görmeye hazırlanan ünlü şarkıcı, şimdi tırnaklarının iyileşmesini bekliyor. Plastik cerrah Serkan Dinar, uzun süre takma tırnak takanlarda mantar enfeksiyonu, dolaşım bozukluğu görüldüğünü söylüyor.

Dedikodular boş çıktı

Mehmet Aslantuğ ile Arzum Onan boşandılar, ayrı yaşıyorlar haberlerine inat Amerika’ya gitmek için hazırlık yapıyorlar.

GAZETE HABERTÜRK-HT MAGAZİN-ESİN ÖVET’İN HABERİ

Çift, senaryosunu ve yönetmenliğini Aslantuğ’un üstlendiği Son Cemre filminde birlikte rol alacak. İlk kez bir sinema filminde bir araya gelen çift, çekimler için Bodrum ve Amerika’ya gidecek. Aslantuğ, Bir İstanbul Masalı’ndan bu yana hiçbir dizide rol almamıştı.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.